Türkiye, AB diyor. Fransa ne diyor?
- Orhun Batıbeyi
- 14 Mar 2025
- 2 dakikada okunur
Erdoğan ve ardından AKP sözcüsü Ömer Çelik, Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğunu söyledi, bu konuda kesinlikle aynı fikirdeyim.
Avrupa Birliği'nin siyasi anlamda Türkiye'ye ihtiyacı var. Türkiye ile daha güçlü olacakları su götürmez bir gerçek lakin nezdimde, mevcut koşullarda bunun gerçekleşmesi pek mümkün görünmüyor.
Avrupa'da yükselen ırkçılık ve yabancı düşmanlığı ortamında Türkiye'nin AB ile ilişkilerini geliştirmesi, imkansıza yakın kadar zor. AKP yönetimi üstüne üstlük Türkiye'yi adeta bir 'göçmen hendeği' olarak konumlandırmış durumda ve AB ile ilişkilerini büyük ölçüde göçmenler üzerinden yürütüyor. Türkiye'nin bu şartlar altında tam üyelik ihtimali, neredeyse imkânsız hale geliyor.
AKP, 2010 yılından bu yana AB üyeliği için zaten ciddi bir adım atmış değil. AB karşıtı MHP ile hâlihazırda ittifak içinde hareket eden bir partinin bu konuda samimi olduğunu söylemek güç. MHP'nin siyasi tutarlılık konusunda ders kitaplarına konu olabilecek bir geçmişi var. AB karşıtı olan MHP'nin tam da bu sebepten yarın AB yanlısı olmayacağının garantisi de yok. Devlet Bahçeli, bir sabah yatağından kalkıp AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'i arayabilir. Aksine, ben buna şaşırmam.
MHP bir anda AB yanlısı olur, AKP de üyelik konusunda gerçekten ciddiyet gösterir varsayalım; yine de ortam pek parlak değil.
Fransa'nın Nancy kentinde bulunan Raymond Poincare Lisesi'nden bir grup öğrenci, geçtiğimiz günlerde geleneksel öğrenci değişim programı kapsamında Galatasaray Lisesi için gelmeyi planlıyordu, bir dönem müddetçe eğitim alacaklardı ancak program aniden iptal edildi. Ankara'daki Fransız Büyükelçiliği, Eğitim İşbirliği Ataşeliği aracılığıyla ilgili okula bir mektup gönderdi ve mektupta Türkiye'nin yabancı öğrenciler için güvenilir bir ülke olmadığı öne sürüldü. İstanbul'da dış görünüşleri itibarıyla Türk toplumundan farklı olan çocukların saldırıya uğrayabileceği belirtilmiş ve bu tür öğrenci değişim programlarının geçici olarak askıya alınması gerektiğini ifade etmişti. Fransa'nın bu mektupta kullandığı dil, son derece nahoştu. Türkiye'yi adeta karalayan bir üslup tercih edildi. Eğitim İşbirliği Ataşesi Xavier Wasson'un imzasıyla gönderildi bu mektup.
Galatasaray Lisesi şu an bu sorunu çözmek uğruna çaba harcıyor lakin bana sorulacaksa, bu çaba yalnızca beyhude bir uğraş. Xavier Wasson'un yarattığı tahribat büyük. Fransız Büyükelçisi Isabelle Dumont'un bu mektuba nasıl izin verdiği, benim nezdimde en büyük soru işareti. Dumont'un son zamanlarda görsel ve yazılı medyaya verdiği demeçlerde Fransa - Türkiye ilişkilerini düzeltmek ve son on yıl içinde verilen hasarları onarmak konusunda ne kadar istekli, kararlı olduğunu gözlemlemiştim.
AKP iktidarı, AB'ye girmek için bir çaba göstermedi, göstermiyor ve buna devam edecek. Erdoğan'ın 5 yıl önce 'Zihinsel bir tedaviye ihtiyacı var.' dediği AB ve Fransa Lideri Macron, Türkiye'nin önüne taş koymak için bir okulun öğrenci değişim programına bile karıştığından, yarın olacak olan bugün belli. Her zaman olduğu gibi.



Yorumlar