top of page

Modern Despotizm: Twitter'dan harbe

  • Orhun Batıbeyi
  • 3 Tem 2025
  • 3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 9 Tem 2025

Donald Trump'ı anlamak; onu sevmekten ya da onu hor görmekten öte de karmaşık bir hadise oldu çünkü Trump, klasik siyaset figürlerinin sınırlarını aşarak bir "duygu rejimi" olarak işliyor. Trump'un siyaseti ne tamamen muhafazakâr, ne tamamen popülist; ne tam anlamıyla ciddi, ne de tamamen maskara. Trump'ın en güçlü yanı, bu ikilemleri aynı anda taşıyabilmesi. Kendisini hem barış getiren lider olarak sunabiliyor, hem de kıyameti başlatmaya hazır bir figür gibi konuşabiliyor, bu çağın despotları mit değil; akış, performans ve duygu dalgası. Trump'ın ardında bıraktığı en büyük mirası da artık despotlar konuşmuyor, tweet atıyor.


Dünya üzerindeki yeni ve modern otokratlar, artık üniformalı general simaları değiller. Krizleri çözmekten çok, fazlasıyla yönetiyor gibi görünen, tehdit ile vaat arasında gidip gelen, belirsizlikten kuvvet kazanan aktör figürler, sahne sanatçıları. Donald Trump, İran - İsrail çatışması gibi yüksek tansiyonlu bir konuda, bir yandan nükleer tehditleri artıran söylemleriyle dünyayı alarma geçirirken, diğer yandan attığı birkaç tweet ile barışçıl bir mesajın ima edilebileceği izlenimini uyandırıyor, bu çelişki ve dengesiz imge nasıl açıklanabilir sorusu tam da bu dönemler için önem arz ediyor.

2025 dünyasında günümüzün despotları gücü istikrarla değil, duygusal salınımlarla kuruyor. Liderin belirsizliği artık zayıflık değil, stratejik bir etki biçimi. Trump örneğinde olduğu gibi, barış ve savaş, tehdit ve umut, aynı anda dolaşıma sokulabiliyor. Trump figürü üzerinden yeni çağ despotizminin nasıl işlediğini ve özellikle İran - İsrail gerilimi gibi çatışma alanlarında nasıl etkili olunduğuna dair gözlemlerimi, kalemimden atmak istiyorum.


Trump Personası


Donald Trump'ı anlamak; onu sevmekten ya da ondan nefret etmekten daha karmaşık bir hadise oldu çünkü Trump, klasik siyaset figürlerinin sınırlarını aşarak bir "duygu rejimi" olarak işliyor. Trump'un siyaseti ne tamamen muhafazakâr, ne tamamen popülist; ne tam anlamıyla ciddi, ne de tamamen maskara. Trump'ın en güçlü yanı ve yönü, bu ikilemleri aynı anda taşıyabilmesi. Kendisini hem barış getiren lider olarak sunabiliyor, hem de kıyameti başlatmaya hazır bir figür gibi konuşabiliyor. Ve işin garip olanı iki hâli de kamuoyunda yankı buluyor.

İran - İsrail geriliminde sergilediği tutum, bunun en çarpıcı örneklerinden biri, bir gün tweet atarak "artık savaş değil, barış zamanı." diyebiliyor, ertesi gün kameraların karşısında İran'ı yerle bir etmekten bahis açıyor; bu çelişkili pozisyonlar, zannedildiği gibi tutarsızlığın değil bir stratejinin parçası. Trump'ın esas gücü kaos üretmesinde değil; o kaosu yönetilebilir göstererek meşrulaştırmasında. Trump'ın sahası bu; belirsizlik, kargaşa onun dili.

2025 yılında yeni despotlar gücünü sertlikten değil esneklikten, dayatmadan değil duygusal manipülasyondan alıyor. Trump, tam da bu modelin çalışır hâli: bir gün tweet ile sempati toplar, ertesi gün televizyon ekranında tehdit savunur, sonra yeniden şakacı bir dil ile dünya barışına göz kırpar. Trump'ın bu tutumu ona olan inancı değil, ona duyulan bağımlılığı güçlendirir; zira ne yapacağı belli olmayan bir liderin etrafında hayat, hep askıya alınmış bir olağanüstü hâl gibi kendini sirküle eder.

ABD ve dünya siyasetinde bu durum, klasik otoriterlikten farklı olarak istikrarsızlığı norm haline getiren bir siyaset biçimi yaratır. İnsanlar, onunla aynı fikirde olmasalar dahi; onun hakkında konuşmaktan vazgeçemez. Zira; belirsizlik burada bir zaaf değil, bir dolaşım aracıdır.


Savaşın Sessizliği & Barışın Gürültüsü


2025 yılı dünyasında, modern hayatta savaş artık cephenin, barış ise yalnızca diplomasinin konusu ve hususu değil; her şey görünürlüğün, imajın ve duyguların bir parçası. Trump gibi liderler, bu yeni düzlemde yalnızca politik figürler olarak değil; aynı zamanda bir medya fenomeni, bir mesajlar labirenti olarak vâr oluyor. Trump'ın attığı bir tweet milyonlarca insanın kalp ritmini değiştiriyor; bir televizyon röportajı, küresel borsaları sarsıyor. Pekala bu kadar belirsizliğin ortasında neden hâlâ birçok insan onun barış getirebileceğine inanıyor? Modern dünyanın despotik aklı, barış kavramını da savaşın bir parçası haline getiriyor. Trump, İran'ı tehdit ederken aslında "barışı sağlamak için her yolu denerim" derken İsrail'e göz kırpıyor. Trump, bölge halklarına değil, kendi seçmenine konuşuyor. 2025 dünyasında savaş artık bir şeyin sonucu değil, bir gösterinin perdesi. Barış? Barış, yalnızca gerisinde kalan seyirciye verilen müzik: ne kadar naif, o kadar etkili. Barış, artık bir duygu mühendisliği aracı; bir güven vaadinden çok istikrarsızlık anında yeniden güç odağını belirlemenin bir yolu. Trump'ın en iyi bildiği şey bu, bir yandan barışı dillendirerek destek toplamak ve bir diğer yandan savaşı ima ederek o desteği sürekli tetikte tutmak. Psikolojide bu tür, duygusal mobilizasyon döngüsü olarak geçer. Ne tam huzur, ne tam çatışma. Her daim bir bekleyiş hali.

İran - İsrail savaşında Trump'ın doğrudan cephede yer almaması, onun pasif olduğu anlamına gelmez. Aslen rolü, bu savaşın anlatısını şekillendirmek ve yazarı olmaktır. Kimin daha suçlu olduğu, kimin daha mağdur olduğu, kimin daha zalim olduğu... Anlatılığın sahipliği artık mermilerden çok kelimelerle, imajlarla ve ses tonları ila kurulmakta. Trump bu savaşı eline silah almadan lakin herkesin zihnine bir tehdit bırakarak sürdürüyor. Despotlar, artık tankın başında değil de mikrofonun arkasında, ekranın önünde, elindeki tweetlerinin içinde...


Trump'ın 10 sene sonra hayatta olmayacağı, benim için kuşku duyulamayacak bir gerçek lakin bırakacağı en büyük miras artık despotların tankları başında değil, telefonlarının başında konuşuyor olması.

Ve evet; fazla diplomasi, fazla isyan getirir. İsyanlar kontrol altına alınsa da kendini biriktirdikçe daha çığırtkan bir biçimde tezahür eder.

 
 
 

Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.
bottom of page