top of page

Makûliyet

  • Orhun Batıbeyi
  • 26 Ara 2024
  • 2 dakikada okunur

Türkiye ve Türkiye siyaseti; uzun zamandır iflas eden umudun yeniden inşasına dair üzerine düşeni yapmamıştır. Kullanılan dil, ortaya konulan eylemler, yaşananlara dair verilen tepkiler, sorunlar karşısında çaresizce debelenmelerin ibareti, gevelemekten yorulmuş ve durmadan büyüyen bir geyik muhabbeti. Yarından bihaber, günü ıskalayan terennümler...


John Halloway "Umutsuz Zamanlarda Umut" kitabının en başında, Edgar Allan Poe'nun Orta Çağ engizisyon mahkemelerini ve işkencelerini kaleme almış meşhur "Kuyu ve Sarkaç" hikayesinden ilhamla, bir tarafında tuğla olmayan ve uçuruma açılan; diğer üç tarafında ise penceresiz ya da kapısız duvarları olan bir odanın içinde olduğumuzu, üç duvarın üzerimize doğru geldiğini ve bizleri yok oluş uçurumuna itmekle tehdit ettiğini, bu odadan çıkmak için umutsuzca duvarları yumrukladığımızı ve onları parçalamanın bir yolunu bulmaya çalıştığımızı yazar. Yazarın kaleminden dökülen bu dehşet anında hiç de yabancı değiliz esasında. Ülke olarak etrafımıza ördüğümüz duvarlar ile kendi cehennemimizi yaratma konusunda pek mahiriz.


Makûliyet içermeyen, umutsuz zamanda umuttan bahsetmek demek bu temsildeki duvarları ve uçurumu anlamak demek. Umudu tamamen motivasyon cümlelerini çoğaltmakla elde edilen bir güç zannetmek, yolu bu uçuruma doğru çevirmek anlamına da geliyor. Günümüz koşullarında ise makûliyet ve umut kavramları, içine düştüğü yorgunluk ve yanlış anlamadan arındırılmak gibi bir çeşit akut müdahaleye ihtiyaç duyuyor; çürümenin boyutlarını umursamayan, kısa vadeli, günü kurtarma odaklı toplumlarda bu akut müdahaleyi dillendirmek bile rahatı kaçıran tiksindirici bir tavır olarak görülüyor. Yine de, bu müdahalede ısrarcı olanlar Ernest Bloch'un "Umut İlkesi" kitabının önsözünde korkunç bir dünya ile baş etmek için ipucu olarak bize fısıldadığı 'umut etmeyi öğrenmek bir meseledir.' sözündeki müfredatı görebilenlerdir. Korku dolu ve ne olacağı, nereye varacağı belli olmayan bir dünyada, umudu bir mesele olarak gerçek anlamıyla hayatımızın orta yerine koymak ve bu umudu öğrenmek zorunda olmak bir onur meselesidir de, aynı makûliyetle.


Makûliyet kelimesini arındırmak, artık soyut olanı temenni etmek ve somut olana sarılmak noktasında alışagelene dur demek, yeni bir anlatı bulmak ve faydasız olanı terk edecek kopuşları tartışmanın gerekliliği, dev gibi karşımızda duruyor.

 
 
 

Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.
bottom of page