Eurofighter yok: Euro hiç yok. Fighter ise dua ile
- Orhun Batıbeyi
- 21 Nis 2025
- 2 dakikada okunur
Türkiye'nin Eurofighter Typhoon alımı, diplomatik paspasların arasına sıkışmış yeni bir jeopolitik hezeyana dönüştü. Almanya, satışa an itibariyle onay vermiyor. İngiltere ikna etmeye çalışsa da, İspanya gönlü olsun diye kıyısından dolaşsa da, Erdoğan ile arasının iyi olduğu iddia edildiği Meloni'nin İtalya'sı geçiştirse de nihai kararı Berlin verdi. Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanması ve Türkiye'de demokrasinin gerilemesi, Almanya'nın sunduğu gerekçe.
Almanya'nın bu gerekçesinde yalnızca vitrine sunulmuş bir bahane var esasında, perdenin arkasında/balığın büyüğü var olayın içerisinde bir de; hem siyasi, hem jeopolitik hem de stratejik. Eurofigher, her şeyden önce bir konsorsiyum ürünü. İngiltere, Almanya, İtalya ve İspanya'nın birlikte tasarladığı ve ürettiği, Batı'nın Avrupa odaklı son büyük askeri mühendislik projelerinden biri. AKP iktidarı ise ülkeyi bu dört ülkenin hiçbirine siyasal olarak yakınlaştırmamasıyla zaten yeterince ünlü. Almanya ile bugün Eurofigher için ikna turlarında olan, yapmadığı yalakalık kalmayan iktidar ve iktidarın yandaş medya grubu, yarın nihai netice başarısız olduğunda Almanya'yı faşist ilan edebilir. Nitekim AKP iktidarı geçmişte de bunu yaptı. AKP iktidarının yönettiği yazılı ve görsel basın, yandaş basındaki tüm yancılar yine AKP Genel Başkanı Erdoğan dış politikayı mühendislik, ilim, bilim ila değil dua ile yönetmesine rağmen bu hususta inanılmaz mükemmel yönettiğini ileri sürse de dış ilişkiler dua ile yönetilmeye çalışılıyor.
Türkiye F-35 programından atıldığında "olmazsa olmaz değil." demişti, ki bu başlıklı bir yazım da var. F-16'lara dönüldü daha sonra, çünkü başka hiçbir çare kalmamıştı. Yakındır ki Eurofighter için de aynı cümleler kurulsun. Mühendislikte hiçbir parça olmazsa olmaz değildir lakin yerine koyduğunuz şeyin işlevi aynı mı, mesele oradan başlar. Eurofighter, 4.5 nesil bir savaş uçağıdır, hava kabiliyeti, çift motoruyla yüksek irtifa hakimiyeti, ESA radar, süpersonik seyir özelliği, gelişmiş elektronik harp sistemleri... Bayraktar'ın kataloglarında bunlar yazmaz, yazamaz, ki yazılsa da yazıda kalır, bunlar sahada konuşur.
Almanya, yalnızca bir uçak satmamazlık yapmadı, bir gelecek planını veto etti. Berlin bunu çok iyi biliyor ve farkında. Türkiye'nin o geleceği taşıyacak siyasal altyapısı yok çünkü. İnsan hakları, basın özgürlüğü, hukuk devleti gibi kavramlar birer yazılım sürümü gibidir. Türkiye, hâla 2006 sürümünde ısrar ederken Berlin çoktan 2025'e geçti.
AKP'nin NATO içerisindeki pozisyonu da üstelik sorunlu. Rusya'dan S-400 almış bir ülkenin, Batı'nın en gelişmiş avcı uçağını talep etmesi diplomatik şizofrenidir. S-400 bir elinde, diğer elinde Almanya menşeili bir savaş uçağı... Mühendislikte bu 'çapraz uyumsuzluk' olarak geçer. Donanım farklıdır. Protokol çakışır, sistem kilitlenir. İktidarın bu süreçteki tavrı da ibretlikti. AKP Genel Başkanı Erdoğan'ın "Biz kendimiz de yaparız." çıkışları reverse engineering bile sayılmaz çünkü reverse engineering için önce özgün parçayı açmak, okumak, ve sonra tekrar üretmek gerekir. Türkiye'de ise o özgün parça daha henüz kapalı kutu, yalnızca üzerinde "bizde de olacak dua ile, inşallah." yazılmış.
Türkiye, dış politikada bir uçak almakla yalnızca savunma kapasitesini değil, aynı zamanda pozisyonunu da belirler. Eurofighter alınabilse idi Türkiye, NATO içerisindeki konumunu Batı'dan yana olarak tescillemiş olacaktı. Erdoğan, bu fırsatı da kaçırdı. Kaçırmak ne kelime zira, Berlin'e 'veto et' davetiyesi yollandı.
Mesele, uçağın kendisi değil. Mesele, esas olan o uçağı havalandıracak hukukun, diplomasinin, liyakatın olmaması.



Yorumlar