Bağlılık
- Orhun Batıbeyi
- 2 Mar
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 7 gün önce
İnsanlığın en eski ve en kırılgan erdemlerinden biri bahsinde sadakat; dostlukta, aşkta, vatana ya da bir davaya bağlılıkta kişinin kendi benliğini aşarak başkasına yönelmesinin kısaltılmış adı. Daima şüphe ile, kıskançlıkla, çıkar ila sınanıyor esasında ve en yüce erdem olarak görülse de, aynı zamanda da en kolay çözülen bağ. İlişkilerde bir ideal kadar bir yanılsamadır da ayriyetten, hayvanın koşulsuz bağlılıyla insanın hesaplı sadakati karşılaştırıldığında sadakatin esasında insana özgü değil, insanın yitirdiği bir değer olduğu anlaşılır. İnsanlar her daim karşı taraftan bir çıkar beklerken -ne olursa olsun- köpekler hiçbir karşılık beklemeden sever. İnsanlar sadakati çıkar ila, korku ila ya da alışkanlıkla biçimlendiriyor ki tam olarak bu nedenle edebiyat tarihi, sadakatin kahramanca yüceltilişinin olduğu kadar, onun trajik kırılışlarının da hikâyeleriyle dolu.
Yıkılan imparatorlukların, çöken değerlerin ve yerinden oynayan sadakat biçimlerinin tanığıyımdır. Romanlarımda insanın sadakatle kurduğu ilişkiyi yalnızca bireysel bir mesele olarak değil, modern dünyanın etik çözülmesinin bir göstergesi olarak da ele alırım.
Sadakat benim dünyamda hiçbir zaman güvenli bir erdem değildir. Her zaman sınanan, kirlenen, ihanetle yüzleşen bir duygudur. Bu nedenle karakterlerim, sadık kalmakla özgürleşmek arasında sıkışır. Sadakat, hem bir tutunma biçimi hem de bir tutsaklık hâlidir. İhanet, sadakatin karşıtı değil, onun kaçınılmaz tamamlayıcısıdır. Zirâ, ihanet olmadan sadakat de tanımlanamaz.
Hayvanın masumiyetine karşılık insanın sadakati her zaman hesap, korku ve kırılma ile gölgelenir. Sadakat burada bir erdem değil, insanın taşımakta zorlandığı bir hakikat biçimi olarak sahnelenir.
Sadakatin doğuşu, bir tür sezgisel mucize olarak belirir. Köpek, hiçbir çıkar ya da rasyonel neden olmadan sahibine bağlanır. Bu seçim, insanın artık kaybettiği içgüdüsel bir sadakate işaret eder. İnsanın sadakat adını verdiği duygunun çoğu kez çıkar, güvenlik ya da alışkanlıkla biçimlendiğini ima ederim. Köpek ise seçimini hiçbir garantisi olmadan yapar. Bu yüzden onun sadakati düşünce öncesi bir hakikat taşır.
Ancak bu masumiyet uzun sürmez. Köpeğin dürüstlüğü ile insanın efendilik arzusu arasında bir gerilim doğar. Sadakat, burada sahiplik ve iktidar ilişkisiyle lekelenir. İnsan sadakat talep eder lakin onu taşıyamaz. Hayvan dürüsttür ancak insan duygularını normlarla, korkularla ve çıkarlarla gizler. Sadakat, insanın elinde hep bir güç meselesine dönüşür. Efendi ile sadık arasındaki görünmez hiyerarşi, bağlılığın saflığını bozar.
Köpeğin dürüstlüğü, insanın duygusal zayıflığını açığa çıkarır. Koşulsuz bağlılığın yerini, karşılıklı güvensizlik ve suçluluk duygusu alır. Köpeğin davranışları, insanın içsel çelişkilerini görünür kılar. Köpeğin efendisine duyduğu sevgi, bir süre sonra acı bir yüzleşmeye dönüşür. İnsan, hayvanın sadakatine layık olmadığını fark eder. Bu fark ediş, hem bir utanç hem bir aydınlanmadır.
Sadakatin toplumsal boyutu da yankılanır. Köpeğin varlığı çevresindekilerde suçluluk ve şaşkınlık uyandırır. İnsanlar, köpeğin koşulsuz bağlılığında kendi yoksunluklarını görürler. Sadakatin yalnızca bireysel değil, toplumsal bir değer kaybına işaret ettiğini gösteririm. Modern insan, sadakati doğuştan gelen bir içgüdü olmaktan çıkarıp, eğitilmesi gereken bir beceriye indirger. Bu dönüşüm, insanın doğadan kopuşunun da göstergesidir.
Sonunda sadakat bir isyana dönüşür. Köpek, artık sahibine değil, kendi doğasına sadık kalır. Bu dönüşüm, sadakat kavramını tersyüz eden andır: bağlılık, eğer adaletsiz bir düzene yöneliyorsa, sadakat değil itaattir. Bu yüzden köpeğin isyanı, sadakatin hakikate dönüşmesi ve kör bağlılığın farkındalığa evrilmesidir.
Sadakat yalnızca bir erdem değil, insanın varoluşsal sınavıdır. İnsanı insan yapan şey sadık kalabilmesi değil, sadakatinin çöküşüyle yüzleşebilmesidir.

Yorumlar