top of page

Yol

  • Orhun Batıbeyi
  • 15 Mar 2025
  • 5 dakikada okunur

Bernhard'ın varyantlarında, her daim çift seçenek oldu; bütün isteklerine ve düşlerine aykırı bu küçük burjuva eğitim sistemine katlanmaya çalışıp en sonunda intihar edecek ya da tüm beklentileri boşa çıkartarak, tam ters yöne giderek kendi yolunu bulmaya/yaşamaya çalışacak idi.


Edward Said, 'Kış Ruhu' derlemesinde mecbur olduğunu düşündüğü için her türlü kurumsal rutinden geçtiğini ancak içindeki özel bir yanın bu rutinlere direndiğini söyler. Kendisini, bu mevcut durumdan geri çekmesinde neden olan şeyin ne olduğunu bilmediğini lakin yalnız olduğu ya da hiç kimseyle uyuşamadığı zamanlarda bahsettiği kendine özgü mesafeliliğe şevkle sarıldığını da ekler. Mecburiyet durumuna karşı bir zaruret hali geliştirme ve uzlaşmama meselesi üzerinden kazılan bu siper, mühimdir. Verilen kararın bireyselliği menfi anlamlardan arındırılmıştır Said için.

Kararın alınması, lakin en mühimi bile isteye bunu bireyin içten gelen itkisinden kaynaklanması gerektiğini, bir uyuşmama haline karşı gösterilen öncelikli tavırlardandır.

Denklemde, bu rutine direnme ve zaruret halinin getirdiği meselenin okunduğu kadar çetrefilli olmadığı, başka bir açıdan bakıldığında; imkan yaratma ve kendini vâr etme açısından haritanın görünmeyen yüzüne dair bir perspektif sunduğu, çok net açıktır. Verilen kararın içsel bir alışveriş sonucu olması, son derece elzemdir. İçsel sürecin netameli boyutlarından geçmemiş, tefekkür ile boyanmamış halde alınan kararların bir yoksunluğa tekabül ettiğini söylemek, nezdimde abartı dışı olacaktır. Erich Fromm'un 'Özgürlükten Kaçış' adlı kitabında üzerinde durduğu meselenin altını çizmek faydalı olacaktır. Fromm, çoğu kişinin bir dış güç kendilerini açık açık bir şey yapmaya zorlamadıkça, kendi kararlarının kendilerine ait olduğunu ve bir şey istediklerinde, isteyenin kendileri olduğuna inandığını, lakin bu inanışın kendimize ilişkin büyük yanılgılardan biri olduğunu dile getirir. Akabinde, aldığımız kararlarımızın çoğunun esasında kendi kararlarımız olmadığını ve dışarıdan bize önerilmiş kararlar olduğunu; başkalarının beklentilerine uygun davrandığımız, soyutlanma korkusuyla, yaşamımıza, özgürlüğümüze ve rahatımıza doğrudan gelebilecek tehditlerin yarattığı korku ila güdülmüş bulunan bu kararlarda kararı verenin kendimiz olduğu konusunda kendimizi ikna etmeyi başardığımızı ekler.

Thomas Bernhard'ın otobiyografik beşlemesinin ikinci kitabı Kiler bu açıdan hem bütün bir Bernhard külliyatı için giriş hem de zaruret halinin kapımıza bıraktıklarından bir direnme alanı yaratma cesaretine dair anahtar niteliğine sahiptir. Thomas Bernhard, otobiyografik beşlemesinin son cildi olan anlatısına Voltaire'den bir alıntı ila başlar: "Hiç kimse bulamadı ve hiç bulamayacak."

Voltaire'in epey soyut kalacak bu alıntısı ile anlatıya başlaması ilk başta dikkat çekmese de Bernhard'ın özellikle otobiyografisini oluşturan diğer kitapları ila birlikte okunduğu vakit, bu alıntının soyut olan hükmü ortadan kalkacaktır. Zira son kitabıyla sona eren bütün bir biyografinin terse doğru işleyen yapısı, bütün bir anlatının ana omurgasını oluşturuyor.


Tersine Kaçış


Yaşamın bizahiti kendisinin yitirmeye ve eksilmeye teşne olduğu gerçeğinin ayırdına varmış bir çocukluk ila gençlik döneminin başlarına uzanan bu yolculuğu tersinden anlatmayı seçmiştir Bernhard. Yaşadığı, yaşamak zorunda bırakıldığı, tercihlere zorlandığı ve kaçtığı her şeyi kabullenme, fark etme, direnme ve olan biteni tersine çevirme çabası ila birlikte anlatır Bernhard bu çabayı.

"Hiç kimsenin bulamadığı ve bulamayacağı" cümlesinin ardına düşmesini yeni bir yola çıkış olarak okumak, yorumlamak gerekir belki de. Tersine kaçış ila.


Kiler kitabının alt başlığının 'Bir Kaçış' olması, bu özelde esasında manidardır. Bernhard, bu anlatısında önünde uzanan, verili ve dayatılan yolu/yolları reddedişinin hikayesini esas alıyor, anlatıyor. Kendisinden çok şey beklenen, geleceği parlak lise öğrencisinden Kiler'de çalışmaya başlayan gençliğinin hikayesidir bu. 2 yol vardır önünde; tüm arzularına ve hayallerine aykırı bu küçük burjuva eğitim sistemine katlanmaya çalışıp en sonunda intihar edecek, ya da tüm beklentileri boşa çıkartarak tam ters yöne giderek kendi yolunu bulmaya/yaşamaya çalışacaktır. Okula giderken, bir sabah aniden gerisin geriye döner ve seçimini yaparak yoksul mahallesindeki bir bakkalda çıraklık yapmaya başlar. Anlatının hemen başında Erich Fromm'un temas ettiği noktadan hareketle insan için alınacak kararın hayatliğine vurgu yaparken, anlatısının ana çatısını da kurar:

"Yıllarca her sabah, bana dayatılan bu hayatta bir kırılma yaratmam gerektiğini düşünmüştüm, ama hiçbir zaman bir şey yapabilecek kudreti kendimde bulamamıştım. Uzun yıllar süresince, her defasında kesintisiz bir gerginlikle, hem de isteğim dışında bu yolu yürümeye zorlanmıştım, fakat sonunda bunu ansızın değiştirebilecek gücü kendimde buldum ve geriye dönmeyi başardım. Lakin böyle bir geri dönüş ancak duygu ve düşüncelerin doruk noktasındayken olur, bu öyle bir andır ki, kişi ya bu geri dönüşü gerçekleştirecektir ya da artık kendini öldürmekten başka bir çare görmeyecektir; her şeyi göze alabilen insanın hali onun en yoğun ve en ölümcül anıdır, tıpkı benim o zamanlar içinde bulunduğum durum gibi. Hayat kurtarıcı böyle bir anda, ya her şeye karşı koymalıyız ya da yok olmayı seçmeliyiz. Ben kendimde her şeye karşı koyma gücünü bulabildim."

İki seçeneğin varlığını olabildiğince sert bir ayrımla ifade eder Bernhard; geri dönüş ya da kendini öldürmek.

Müdanasız ve kemiksiz. İnsan; seçim, durum, kopuş için olgunlaşmış olduğunda, artık kendi elindedir iradem o'dur ki.

Bernhard, kulakları sağır eden ve aklın ayarı ila oynayan sistemin ayırdına vardığını söyleyerek "Kendimi öldürmedim, onun yerine önüme baktım. Hayat, devam etti." şeklinde bir cümle kurarak içinde bulunduğu arafta kendine yeniden nasıl bir ruh üflediğinin altını çiziyor.

Kiler kitabındaki en vurucu sahneye geri dönmek gerekiyor tam da burada belki. Bernhard, ardı ardına kesilen "Ters yöne gitmeliyim." cümlesini de yanına alarak iş ve işçi bulma kuruma başvurduğunu, başvuru sırasında ters yöne gitmek istediğini vurgulayacağını söyler, kurumda çalışan memur kadının baştan beri iyi niyetli olduğunu, kendisinin ise sabit fikirli olduğunu ve kadının yarım saat boyunca akla gelebilecek en iyi imkanları saydığını ve hepsini reddettiğini anlatır. Scherzhauser mahallesini en nihayetinde kadının yarım saatin sonunda sakınarak dile getirdiğini, Benhard'ın bu adrese istekli olmasına karşılık ürktüğünü, mahallenin ismini dahi duydukça iğrendiğini, ters yön olarak tanımlanan her şeyi aşağılık bulduğunu ve Bernhard'ın kararlılığı ve ciddiyetinin sonunda kadında kendisine karşı aşağılama ve küçümsemeden başka bir şey bırakmadığını anlatır. Cioran bir yerlerde "Aşağılanmayı arzulamadığımız sürece herkes gibiyiz." demişti. Bernhard bu paralelde, nerede herkes gibi kendisi olmak istediğinin ayrımını yapmayı kendi idaresi altına alınca, bu aşağılanmayı göğüslemenin, kendi olmanın aldırmazlığıyla mümkün olacağına işaret ediyor diyebiliriz.

Bernhard, şehrin kusurunu kendine mâl ederek yol açar kendine. Herkes olanın, yüz çevirdiğine talip olur ve herkes olmaya, yüz çevrilene koşarak karşı durmaya çalışır, ki bir anlamda kendimiz tarafından dahi durmadan maruz kalınacak aşağılanmanın önünü keser. Edward Said'in söylemlerine paralel olacak şekilde Kurt Hofmann ile yaptığı söyleşilerin bir yerinde şunu söyler Bernhard: "İnsan herkesin istediğini yapsaydı, her yere gitseydi felaket olurdu. Böylece insan kendi içinde bir şeyler kurmalı, dışarıdan bir şey gelmiyor ki..." söyleyişinin devamı da önemlidir, burada her insanın kendi yolu olduğuna ve bu yolun doğru olduğuna inandığını ifade ederken abartıya kaçmadan beş milyar insanın karşılığında beş milyar yol olduğunu belirtir. İnsanların kendi yollarından gitmek istedikleri ya da istemedikleri, hep başka yol aramaları, kendi olduğundan başka bir şey olma heveslerinin bedelleri, kendinden olmayan başka şeyler istemenin cehennemi benim nezimde.

Hakikat, her halükarda bir mecazdır. Mecaz olması bahanesiyle bütün yollar esasında bir şekilde ona çıkar ve onda hayat bulur. William Randall "Bir hikayeyi ileriye doğru okur, geriye doğru anlarız." der. Hakikat yolunda, düz ve ileriye doğru giden bir çizgide ve sadece olumlu ya da müspet duygu, düşünce ve eylemlerle erişilebileceği inancı da bir yanılsamadan ibarettir. İnsan, ileriye doğru okuyup geriye doğru anlayabilir, ileriye doğru yaşayıp geriye doğru tekamül edebilir, durduğu yer neresi ise, onun tersine de özen ve dikkatini kuşanarak, ardışıklığın yanılgısını kırabilir. Zıtlıkların tamamlayıcı, öğretici ve de belirginleştirici taraflarından hareketle, hakikate bütün kabullerin aksine tersine doğru koşarak ve cehennemi bizatihi yaşamak isteyerek de varılabilir mi sorusuna cevap vermek, bu aşamada elzem ve hatta hayatidir.

Nezdimde, çabanın en büyük karşılığının kendini aldatmakla kaim olduğunu söyleyen belirlemeler son derece çarpıcıdır. Yazar, haksız da değildir. Zira, insanın bütün bir ömrü kendine çelme takmakla, kendini gözü açık bir şekilde aklamakla ve gerçeği eğip bükmekle de anlatabileceği alternatif bir tarih hep olagelmiştir. Kendini ikna etmeye çalışmak, nereden ve nasıl baktığından başlayarak bu meseleye dair sorulan soruların hakkaniyetine değin uzanan menfi ve müspet anlamların her veçhesinde kendini gösteren bir çaba değil midir zaten? Nezdimde, öyledir.


"Ya da şüphe nedeniyle ölümüne altüst oluşların görkemini bulamazsınız mutlulukta."

 
 
 

Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.
bottom of page